how to make your own website for free




Sanat Eğitimi Tarihine Öykü Tadında Değinmeler 

Yrd. Doç.Dr. Yıldız Kurtuluş
Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Sevda Yüksel’in “Ankara’da Sanata ve Eğitime Adanan Yaşamlar“ Anlatı- Yaşam Öyküsü kitabı, Kültür Bakanlığı Sanat Eserleri dizisinde yayımlandı. Sanat eğitimi tarihi, şimdilerde üzerinde çalışılan bir alan. Bu konuda çok az sayıda yayın var. Sevda Yüksel, sanat eğitimi tarihimizden küçük bir kesiti içeren yaşamöyküsü özellikli çalışmasıyla alan yazınına katkıda bulunuyor.

Kitapta; İsmail Altınok, Kayıhan Keskinok, Adnan Turani, Nevzat Akoral, Turan Erol, Burhan Alkar, Mürşide İçmeli, Fikri Cantürk, Yurdagül Döl, İhsan Çakıcı, Hasan Pekmezci, Şükran Pekmezci, Remzi Savaş, Serap Etike, Söbütay Özer, Hasip Pektaş’ın yaşamöyküleri var. Yazar, seçtiği on altı “sanatçı eğitimci”yi tanıtıyor. 

Sanatçı eğitimci kavramı, sanat eğitimine hak ettiği önemin verilmemesi ve alan eğitimi olmayanların eline bırakılması gibi hiç de yabancı olmadığımız uygulamalara karşı, korumacı bir anlayışla öne çıkıyor. Kavram, hem öğretmen ve hem de sanatçı olan kişileri işaret ediyor. “Ankara’da Sanata ve Eğitime Adanan Yaşamlar”da yer verilenler, çoğunlukla Gazi Eğitim Enstitüsü’nde ya da bir başka kurumda öğretim elemanı olarak çalışmış ya da çalışmakta olan sanatçılar. 

Çalışmanın Ankara’yla sınırlı olması, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün sanat eğitimi geçmişimizde resim öğretmeni yetiştiren ilk ve uzun yıllar tek kurum olması açısından anlaşılabilirlik kazanıyor. Öte yandan, bu alanda varlık gösterenlerin, hatta öncelikle anılması gerekenlerin tamamına ulaşılabildiği söylenemese de bir araya getirilenlerin bu yaklaşıma uygun olduğu açık. 

Üç kuşak sanatçı eğitimci, “Ankara’da Sanata ve Eğitime Adanan Yaşamlar”ın öznelerini oluşturuyor. Türkiye’nin sanat yaşamında yer alan kimi sanatçıların, çocukluk yıllarından başlayarak öğrencilik ve öğretmenlik yaşantıları anlatılıyor. 

Yaşam öyküleri belge değeri kazanıyor. 

Kitapta, görüşmelerle toplanmış bilgiler anlatıya dönüştürülerek sunulmuş. Bölümlerin peşine fotoğraflar eklenmiş. Fotoğraflarda; sanatsal etkinlikler, öğrencilik ve öğretmenlik günleri, özel yaşamlar görülüyor. Sanat eğitimi tarihi özele indirilmiş, insanlılaştırılmış. Yazar kitabının önsözünde, insanların öykülerini çekici bulduğunu açıklıyor. Kitabında, anılar / öyküler anlatıyor. Dili akıcı, yaşamöyküleri çok renkli. 

Yaşam öykülerinde, öznelerin nerdeyse tamamı, sanata / sanat eğitimine yönelimlerinde iki öğretmenin katkısından söz ediyorlar. Sınıf öğretmenleri ve resim öğretmenleri. Onları isimleriyle hatırlıyor ve anıyorlar. Yetkin bir öğretmenin, İnsanın yaşamını değiştirmesine ilişkin örneklerle karşılaşıyoruz. 

Kitabın öznelerinin çoğu, ilköğretmen okulu kökenli. Köy enstitülerinden dönüştürülmüş altı yıllık ilköğretmen okullarında etkili bir eğitim modeli uygulandığı biliniyor. Öğretmen okulları, halk çocuklarının sınavla alındığı parasız yatılı okullar olarak pek çok aydının yetiştiği bir ocak olmuştur. 

Öğretmen okullarında yetişen yetenekli öğrencilerden bir çoğu, yine sınavla Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girmişler. Kitapta, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne ilişkin anılar da değer taşıyor. Bu yanıyla kitap, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün, günümüzdeki adıyla Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi’nin tarihine değiniyor. Serap Etike ve Yurdagül Döl’ün yaşamöyküleriyle, Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu da tanıtılıyor. 

“Ankara’da Sanata ve Eğitime Adanan Yaşamlar”ın öznelerinin gençlik yıllarında, toplumsal tarihe ışık tutan anılar var. Yaşamöykülerinde kültür-sanat-eğitim dünyamızdan pek çok önemli isim de yer buluyor. Kitapta anı, öykü, tarih iç içe. 

Öznelerin çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıkları zorluklara tanık oluyoruz. Kitap, Prof. Dr. Serap Etike’nin deyişiyle, özellikle genç okurlara önemli ip uçları veriyor. Her koşulda sanat üretmenin olanaklı olduğunu, kişisel çabaların boşa gitmeyeceğini gösteriyor. 

On altı sanatçıdan kimileri, halen eğitimci olarak çalışmayı sürdürüyor. Şimdi sanat eğitimi yazını, yeni bir kaynakla besleniyor.

Çağdaş Türk Dili, sayı 189, Kasım 2003



Sevda Yüksel'den On Altı Işıklı Yaşam

Bilge Öngöre

Sevda Yüksel'in sessiz görünüşünün altında, büyük bir enerjinin saklı olduğunu biliyorum. Bu güne kadar önce yazı kurulu üyesi, ardından yazı işleri müdürü olarak iki dergideki başarılı çalışmalarının yakından tanığı oldum. Damar Dergisi'nin ve Çankaya Belediyesi'nin ortaklaşa düzenledikleri yarışmada (1995) ödül alan öykülerini (Bu dosya 1996'da Karşı Yayınları arasında "Ankara'da Kar Yok" adıyla yayımlandı.) ve daha sonra ürettiği yazılarını da izledim. 

Bu kez farklı bir alanda kitabı çıktı. T.C Kültür Bakanlığı Sanat Eserleri dizisinden yayımlanan "Ankara'da Sanata ve Eğitime Adanan Yaşamlar" adlı kitabında Yüksel, Ankara'da yaşayan on altı öğretmen kökenli ressamın yaşamlarını öyküsel bir dille anlatıyor. Öğretmen kimliğini resmin yaratıcılığı ile birleştirip eğitime ve sanata yaşamını adayan İsmail Altınok, Kayıhan Keskinok, Adnan Turani, Nevzat Akoral, Turan Erol, Burhan Alkar, Mürşide İçmeli, Fikri Cantürk, Yurdagül Döl, İhsan Çakıcı, Hasan Pekmezci, Şükran Pekmezci, Remzi Savaş, Serap Etike, Söbütay Özer, Hasip Pektaş'ı bir kitapta buluşturuyor. 1920'lerden günümüze renkli, ilginç ve etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor okurunu. Bu yolculuğa sanatçıların özel albümlerinden seçilmiş fotoğraflar, ürettikleri resimlerden/heykellerden örnekler de eşlik ediyor. Böylece her eğitimci sanatçının öyküsü bir dost söyleşisi sıcaklığında dile getiriliyor. Bu arada eğitimci sanatçılarımızın Köy Enstitülerinden, Öğretmen Okullarından; Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümüne, Güzel Sanatlar Akademisine dek uzanan eğitim süreçlerine de tanık oluyoruz. Sanatın açmazlarını yenmek için verdikleri uğraşları, emeklerinin ödülü yapıtlarını ve eğitimci kimlikleriyle, birçok gence ışıklı bir yol açmak için nasıl çalıştıklarını öğreniyoruz. Başarıları, yurtiçi/yurtdışı ödülleri için seviniyoruz. Ancak ilgisizlik nedeniyle kapanan sanat merkezlerini, resim ve heykel çalışmaları yapıldığı halde, bahçesinde hiç heykel bulunmayan okulların varlığını öğrendiğimizde ise üzülüyoruz.  

Öğretmenler, öğrencileri ve onların öğrencileri olmak üzere üç kuşağı izleyen Sevda Yüksel, öğretmenlik üzerine yeniden düşünmeye de çağırıyor bizi. 

Özellikle resime ve öğretmenliğe gönül veren gençlere bu kitabı okumalarını öneririm. Yaşama bakış açılarında olumlu gelişmeler olacağı gibi yılmadan sürdürülen çalışmaların, bir gün mutlaka meyve verdiğini görerek de umutlarını tazeleyebilirler. Ayrıca bu kitabı okurken keyifli bir zaman geçirecekleri, resimlerin büyüsünde dinginleşecekleri, pek çok şey öğrenecekleri de kesin.

Her şeyin yozlaşıp kirlendiği, değerini yitirdiği günümüzde, üretimin ve sanatın ışıklı gerçeğini bize anımsattığı ve yaşayan değerlerimizi tanıttığı için Sevda Yüksel'e tüm okurlar adına teşekkür ediyor, kitabın önsözünde özellikle altını çizdiği dileğine katılıyorum: "Üretmek de, eğitmek de bir tutkudur. Bu çalışmamın bir yandan üreten ve eğiten insanlara gönül borcumuzu dile getirirken, bir yandan da yaşamöykülerinin okuyanların dünyalarında küçük küçük ışıklara dönüşebilmesini diliyorum."

abece Dergisi, Ocak 2004




Cumhuriyet Kozasından Yükselen Sesler 

Münevver Oğan 

"Sanata ve eğitime adanan yaşamlar”, seksen bir yıllık Cumhuriyetimizde bir eğitimci olarak beni coşkulandıran bir tümce... Her yenilikte, her güzel işte Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’yı anımsamamak olası mı? Ankara rüzgârı, sözcüğün nasıl birden çok anlamını çağrıştırıyorsa, Gazi Eğitim Enstitüsü de çağdaş eğitim tarihimizi, ressamlarımızın yurt gezileri ile ulusal resim sergileri de güzel sanatlar adına yapılan ekimi anımsatır. Sevda Yüksel de Ankara’da sanata ve eğitime adanmış yaşamların peşine düşerken sanırım oldukça heyecanlıydı... Bugün o heyecanlı çalışmanın ürününü okuyup bitirdim. Kitaptaki güzel düşünceleri, yaşamları paylaşarak çoğaltmanın coşkusuyla kaleme sarıldım. 

Yunus Emre’nin felsefesinden beslenen, Kuvayı Milliyeden güç alan ressam İsmail Altınok’un tablosunu kapak yapmış Sevda Yüksel, Ankara’da Sanata ve Eğitime Adanan Yaşamlar kitabına... Yazar, ressam ve heykeltıraş on altı eğitimcinin yaşamını öyküleştirmiş. 

Sevda Yüksel’in kitabında yer alan sanatçılardan en yaşlısı 1920, en genci ise 1953 doğumlu. Kitapta İsmail Altınok, Kayıhan Keskinok, Adnan Turani, Nevzat Akoral, Turan Erol, Burhan Alkar, Mürşide İçmeli, Fikri Cantürk, Yurdagül Döl, İhsan Çakıcı, Hasan Pekmezci, Şükran Pekmezci, Remzi Savaş, Serap Etike, Söbütay Özer ve Hasip Pektaş’ın yaşamöyküleri, yapıtlarından örneklerle özel fotoğrafları yer alıyor. 

Anımsanacağı gibi Osmanlı İmparatorluğunda Batılı anlamda resmin gelişmesi saray ve çevresinde gelişen sanat etkinlikleriyle başlamıştır. Cumhuriyet dönemi resim sanatının başlangıcı ve bu başlangıcı etkileyen Çallı kuşağı da temellerini bir önceki dönemden alır. Çallı kuşağının büyük çoğunluğu Sanayi-i Nefîse mezunudur. Çallı kuşağı, Türk resminin bir dönüm noktasıdır. Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği (15 Temmuz 1929) ile Cumhuriyet döneminde sanatsal yenilik arayışına da yönelinmiştir. D Grubu’yla da süren arayışlar dönemi 1940’lardan sonra yeni gelişmelere gebedir: Resim ve Heykel Müzesi’nde ilk Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nin gerçekleştirilmesi, Halkevleri politikası kapsamı içinde (1938-1943) altı kez ressamların yurdun çeşitli bölgelerine gönderilmesi... Bu gezilerin sonucunda 683 resimden oluşan büyük bir koleksiyon elde edilmiştir. Ressamların yurt gezileri, resmin İstanbul’dan çıkarak Anadolu’ya da taşınmasını sağlamıştır.

Cumhuriyet Türkiyesi’nin yeni ressamları resmin, sanatın Anadolu’ya taşınmasından sonra çıkacak ve Türk sanatındaki yerlerini alacaktır. Öğretmen ile öğrenci üç kuşak bir kitapta nasıl buluşur? Buluşursa bu yalnızca sanatçıların buluşması mı olur? Cumhuriyet döneminde eğitime bakışımızın ve attığımız adımların da bir belgeselini yapmış Sevda Yüksel; yazın ile resmi ve heykeli buluşturduğu bu yaşam öykülerinde Anadolu çocuklarının seslerini duyuruyor. 

Zevkle okuduğum öykü kitabı Ankara’da Kar Yok’un yazarı bu kez de öykü ile resmi, sözcüklerle renkleri buluşturmuş. Kültür Bakanlığınca yayımlanan bu anlatı/yaşamöyküsü kitabı Cumhuriyetimizle yeşeren, Anadolu’nun dört bir yanında filiz veren aydınlanmanın taçlandırıldığı bir yapıt... Nalbantın, imamın oğlu, dünün köy çocukları ya da varsıl aile çocukları Gazi Eğitim Enstitüsü’nün adıyla uyumlu olduğu yıllarda bu okulun ışıklı yollarından geçmişler... Bugün resimleriyle, yontularıyla aramızdalar... Her bir sanatçının yapıtlarından örneklerle, kişisel fotoğraflarla bezeli kitabı Sevda Yüksel’in öyküleriyle okumak pınarlardan kana kana su içmek gibi güzel... 

Anadili Dergisi, Sayı 32, 2004

© sevdamujganyuksel 2017  - Her hakkı saklıdır.