Mobirise




UMUDU VE SEVGİYİ ÖNEMSEYENLERE: Jako Olayı

Bilge Öngöre

Sevda Müjgan Yüksel’in on yaş üstü çocuklar için kaleme aldığı “Jako Olayı” adlı roman, Morpa Yayınları ilk gençlik dizisi içinde okurlarla buluşturuldu. 

Yazar, romanında bilim kurguyla yaşamın gerçeklerini yeniden biçimlendirirken gençlerin ilgisini çekebilecek unsurlara yer vermektedir: aşk, macera, merak… Didaklikten uzak eğitici olumlamalar, düşünsel yaklaşımlar da okurların zihinlerini harekete geçirecek niteliktedir. Gençler bu kitabı keyifle okurken dünya ve yaşam üzerine düşünmek ve sorgulamak ihtiyacı hissedeceklerdir ki bunun çok önemli bir kazanım olduğu tartışılmazdır.

Olayları “Yaşlı Dünyamız” tatlı tatlı anlatırken okurlar, günümüzden çok farklı bir yaşam biçiminin içinde bulurlar kendilerini. Yazarın kurguladığı bu dünyada Bengi ülke ve Başsitekent, aslında gelecekte olması muhtemel yaşam alanlarıdır. Dünyaya bakışları doğrultusunda gruplarını seçen, kendi çıkarları için canla başla çalışan Gizmenler ve başkalarının iyiliği için emek harcayan, yardım sever Özgeciller günümüz dünyasındaki ulusların yerini almıştır. 1. ve 2. Bölek partileri bu grupların seçimleri doğrultusunda yönetimdedir. Aşkın, Lara, Bendis, Kayra Baba, Belle Anne, Levan, Lerna gibi kahramanlar (Kahramanların adlarının Türkçeden Fransızcaya, Gürcüceden Japoncaya uzanan geniş bir yelpazeyle belirlendiğine dikkat etmek gerekir.) insanın var oldu olalı taşıdığı evrensel özelliklere sahiptir: mücadeleci, azimli, sevgi dolu, kıskanç, hırslı, ikiyüzlü… İnsanları ayıran artık ülke sınırları değil, para ve güçtür. “İktidar hırsı parçalasa da “sevgiden başkasının yalan olduğuna” ve “insana inanlar” hâlâ vardır. İyinin ve kötünün savaşımında Lerna (Lara’nın annesi) yaşamın anlamını şu biçimde irdelemektedir: “Lara’nın annesinin yaşamında Kayra’nın yönettiği Evrensel Müzik Korosu’nun çok özel bir yeri vardı. Genç kadının gözünde anlamı yiten bir dünyaya, orada yeni bir anlam sunuluyordu. Bu anlam, iyilikti.” Bu anlam, kuşkusuz günümüze de ışık tutmaktadır. “… İnsanların bir başına bırakıldığı bir dünyada, onlar el ele olmak istiyorlardı.” Görüldüğü gibi insanın çığlığı geleceğe doğru yükselmektedir. 

Ev işleri robotları, çok işlevli telebilgifonlar gibi teknolojinin gelişimine paralel olarak hayata katılan, itirazımızın olmayacağı araçlar ise vazgeçilmezler arasındadır. Burada bitkiler yapay, hayvanlar bile artık çoğunlukla kopyadır. İnsanların bırakın bitkileri, hayvanları birbirlerine ayıracak zamanları bile artık yoktur. Kitaba adını veren Jako da laboratuarda üretilen yapay bir papağandır. Jako’yu kaçırmakla suçlanan Aşkın’ın kimsenin gizlenecek bir yerinin olmadığı Bengi ülkede gidebileceği bir köşe yoktur. Onlardan (yönetenlerden) kaçamayacağına göre masum olduğunu kanıtlamak zorundadır. Kimin denetiminde olduğu bilinmeyen özel üretilmiş bir virüs, olayların heyecanını iyice artırır. Aşkın’ın babası Kayra, bu virüsün bulaştığı sekiz kişiden biridir. Üstelik “Bugüne kadar bu virüsün bulaştığı sekiz kişiden yedisi artık hayatta değildi. Kayra’yı bekleyen son da belki aynıydı.”

Umudu ve sevgiyi önemseyen herkese hitap eden “Jako Olayı”, ilgiyle okunacak bir kitaptır. Çağrısı, on yaş üstündeki gençlere ve kendini genç hissedenleredir. Yaşlı Dünya’nın ve Aşkın’ın öyküsü sizin onlarla buluşmanızı bekliyor.

Öğretmen Dünyası Dergisi, Mayıs 2015



SEVGİDEN BAŞKASI YALAN: Jako Olayı

İncila Çalışkan

“Sevgiden başkası yalan.” diyerek evlendikleri gün Kayra, karısı Belle’nin koluna çok değerli bir bilezik takmıştı. Belle, para ve yükselme hırsıyla doluydu; bu bileziği koluna hiç takmadı, bileziğin sırrını da hiç öğrenemedi. Kocası Kayra’yı sevmesine rağmen oğlunu da ona bırakarak kocasını terk etti. Çünkü Kayra, Bölekler’in yaşamı karartan katı kurallarına karşı çıkıyordu. O, “Evrensel Müzik Korosu Yönetmeni”, değerli bir sanatçıydı. Yüzü sanata ve aydınlığa dönüktü. Bu nedenle Bölekler’in kurallarına göre cezalandırılmalıydı.

Belle, araştırmacı bir doktordu. Laboratuvarda “Gizmenler” için çalışırken bir virüs buldu. “Bölek” kurallarına uymayanlara, bu virüs verilince ölenler oldu. Kayra, henüz ölmemişti ama virüs verilenlerden biriydi. Kayra, karısı için besteler yapmıştı. O, “Bölekler”in kurallarına karşı gelen bir “Özgecil”di.

Sevda Müjgan Yüksel, teknolojideki hızlı ilerlemenin yaşam ve insanlık üzerinde ne gibi ezici etkileri olduğunu, insanların insanları köleleştirdiğini gözler önüne seriyor bu kitabında. Romanın hareketli, merak duygusunu körükleyici özelliği, gençleri olduğu kadar büyükleri de etkileyip düşündüren bir yapıya sahip. Dil ve anlatım zenginliği, eserin keyifle okunmasını sağlıyor. 

Yaşadıkları “Bengi” ülkede teknolojinin hızlı gelişmesi, yaşamı katı kurallara bağlar. Herkesin yaşamı yöneticilerce gözlenmekte, izlenmekte ve bilinmektedir. Bu ülkede, zamanla güven duygusu, paylaşma, dayanışma, komşuluk, arkadaşlık ve en önemlisi SEVGİ yok olur. Her şeyin yerini PARA alır. Güç paralılardadır. Gösterişli, modern ve gece gündüz güvenlik görevlileriyle korunan konutlarda otururlar. Bu yaşamda yeşile ve çiçeklere yer verilmez. Müzik bilinmez.

Aşkın, okul arkadaşı Lara ile Rabutepe denilen eski, yıkık kentte buluştuğunda omzunda gelip oraya konan Jako adlı bir papağan da vardır. Aşkın hayvanları çok sever. Evinden kaçan papağanı alıp eve götürür, kafese koyar. Annesi Belle, jako’yu güvenliğe götürüp teslim etmediği için Aşkın’a çok kızar. Bu davranış kurallara aykırıdır. Hemen yönetime haber vermesi gerektiğini söyler ancak Aşkın’ı Lara’dan kıskanan sınıf arkadaşı Bendis, Aşkın’ın bir papağan çaldığını güvenlik birimine çoktan haber vermiştir.

Olaylar bundan sonra hızlı gelişir. Aşkın ve Lara bu gizli olayların birçoğunu çözerek katı kuralcı yaşamın, insanca yaşama dönüşmesi için uğraşırlar.

“Bengi” devletinde çıkarları için birleşenlerin kuruluşu “Bölekler”dir. “Gizmenler” Bölekler’in gizli hizmetlerinde çalışırlar ve konulan katı kurallara eksiksiz uyarlar. Karşılığını da zengin bir yaşama kavuşarak alırlar.

“Özgecil” insanlar ise başka insanların iyiliği için ellerinden geleni özveri ile yaparlar, insan severler, sanata değer verirler. 

 Katı kurallarla yaşamı sınırlamak, karartmak isteyenler ile aydınlık, sevgi dolu bir yaşam kurmak isteyenler birbirleriyle anlaşamazlar. İki grup arasında sert bir rekabet vardır, ülke yönetimini ele geçirmek için mücadele ederler. 

Yaşlı dünyamız, bu iki grubun çekişmeleri arasında kalan insanlığın mücadelesini, acılarını, haksızlıkları seyredip okurlara anlatırken hep hayretler içindedir. 

Yazar eserinde bazen fantastik olaylara yer vererek, okurlara daha çok düş kurmaları için fırsat yaratmıştır. Ayrıca yaşanan birçok olumsuzluğa sembollerle değinip günümüzde yaşadıklarımızla benzerliklerini düşündürmek istemiştir.

Bölekler, Gizmenler, Özgeciller, Başsitekent, Başbölek, Rabutepe, cepbilgifonu gibi yazarın kullandığı grup, yer ve araç adları da anlatımı zenginleştiren bir yeniliktir.

On yaş üstü için yazılan bu kitap, Morpa Yayınları tarafından yayımlanmıştır.   

Edebiyat Haber, 26 Mayıs 2015Virgül Aylık Kitap ve Eleştiri Dergisi, Sayı 114, 2008 




Yaşlı Dünyaya Kulak Verelim mi?

Nazım Mutlu 




(Resim, İzmit'ten Yaren Turanlı adlı öğrenciye aittir.)

Her şey Jako adlı papağanın Aşkın'ın omzuna konmasıyla başlar. Olanları, olacakları ama daha çok olanları, önündeki yılların arkasında kalan yıllara göre daha az olduğundan emin olan Yaşlı Dünya anlatır, Sevda Müjgan Yüksel'in Morpa Kültür Yayınları İlkgençlik Dizisi'nden çıkan "Jako Olayı" adlı çocuk romanında.

Sevda Müjgan Yüksel, öykü, söyleşi, röportaj türlerindeki çalışmalarını son yıllarda çocuk ve gençlere yönlendiren yazarlarımızdan. Jako Olayı, bu bağlamdaki yirmi üç kitabından okura ulaşan sonuncu kitabı. Toplumsal yaşamımızda kentlerin kırsalı içine çekmesiyle başlayan ve ferah, doğası ve insanı uyum içinde, insanın kendi küçük dünyasında yalın, arı duru yaşaması olanaksızlaştı. Giderek uyumu bozulmuş, karmaşası çoğalmış, devasa kentlerden, semtlerden, onların aşama aşama küçülen parçalarına, sitelere, bloklara, apartmanlara, dairelere doğru evrilen yapı, yazarın kurguladığı öykü ve romanların temelini oluşturur. Yüksel'in öykü ve roman kişileri, günümüzün kent gerçeğinden kabarıp irili ufaklı patlamalarla gün yüzüne vuran karmaşık ilişkiler ağı içinde, sık sık şiirselliğe yaslanan bir dille anlatılan çocuk ve gençlerden oluşuyor. Yetişkinler bütünüyle bu dünyanın dışında tutulmazlarsa da onlara düşen rol - sinema diliyle söyleyelim- figüranlıktır. "Jako Olayı"nın anlatıcısını yani Yaşlı Dünya'yı bir roman kişisi saymazsak...

Yüksel’in “Bizim başaramadığımızı başaracak çocuklara” adadığı yeni çocuk romanının iz bırakan başlıca kahramanı papağan Jako, kopyalanarak romana sızmış yapay bir canlıdır. Olayların akışına yön veren Jako, 120 sayfalık yapıtın ilk 15-20 sayfasında doğrudan, sonrasındaysa dolaylı olarak yer alır. Jako, Aşkın’a ve çevresine, kendi konumuna ilişkin bolca ipucu verse de tehlike fark edilmez, olanlar olur, Aşkın’ın yaşamı farklı bir yolla sürmeye başlar.

Yaşlı Dünya’nın asıl amacı, yazarın hem kişi hem yer adlarını belli bir ülke ya da coğrafyayla sınırlamadığı, hatta bu sınırları bilimkurgusal ögelerle Dünya dışı alanlara doğru kaydırdığı atmosfer içinde, günümüzün yetişen kuşaklarına satırarası iletiler sunmaktır. Onlardan bazıları: Geçmiş pek güllük gülistanlık değildir ama iyi ve güzel olanlar anımsanır (s. 5). Dostların yanında sorunlar her zaman çözülmese bile ağırlıkları azalır (s. 13). Güzellik, insanların gözlerinde, yüreklerinde ve kafalarındadır (s. 26). İnsanları ancak iyilik birleştirebilir (s. 59). Bu dünyada var olabilmek için sevgi yeterli değildir, aklımızı da iyi kullanmalıyız (s. 77)... 

Bu ve benzer iletileri yazar, olayların akışına, kişilerin konumlarına uygun koşullarda ve bağlamda kullanıyor. Okura iletiyi bağlamı içinde vermek, doğal olarak yazınsal metinlerde özen gösterilmesi gereken tutumlardandır ve Yüksel buna uymayı ihmal etmez, çünkü başka türlüsünün metnin sanatsallığını zedeleyeceğinin bilincindedir.

Romanın içyapısında günümüze özgü yaşamsal gerekliliklere arada bir yapılan giriş çıkışlar, yazarın gerçeklerle bağları dengede tutma çabasında olduğunun kanıtlarındandır. Yukarıda vurgulanan kent yaşamının fiziksel dokusuna ek olarak okul ve iş yaşamından, sınavlardan, ülke yönetimindeki siyasal yapılardan (Bölekler Partisi, Gizmenler Partisi…), gençler arasındaki aşk ilişkilerinden, doğa-insan etkileşiminden vb. metnin dokusuna dahil edilen gerçeklikler, yer yer gizemli kişi ve olaylarla iç içe geçirilerek hem çocuk ve gençlerin ruhsal dünyalarına seslenmede hem de özgün bir anlatım oluşturmada Yüksel’in artık hiç zorlanmadığını söylemek gerek. Yalnız, dille ilgili, gözden kaçtığı anlaşılan bir iki yanlışa da değinelim: Romanın sık kullanılan nesnelerinden “kaminvirüs”ün bazı yerlerde “virüskamin” biçiminde, “görmezlikten gelmek” deyiminin “görmezliğe gelmek”, “üstüne vazife olmamak” deyiminin “üzerine vazife olmamak” biçiminde kullanılması…

Bir de Yaşlı Dünya’nın son sözlerinde geçen “Dünya, yeni bir dünya olsun umudu büyüyor” cümlesi... Biçimselliğine itiraz edilesi, ama tez zamanda gerçekleşesi bir dilek olsun. Hazır, Yaşlı Dünya, yeni bir dünya için kendini feda etmeye hazırken…   

Aydınlık Gazetesi Kitap Eki, 116. sayı, 16 Mayıs 2014



Jako Olayı

Emre Şolt 


(Resim, İzmit'ten Zeynep Çabuk' adlı öğrenciye aittir.)

Jako Olayı, gelecekte bir zamanda veya bugünün az da olsa manipüle edilmiş bir versiyonunda geçiyor. Yaşlı Dünya’nın dilinden okuyoruz Aşkın’ın yaşamını fakat yaşamının sadece bir bölümünü. Kitap bittiğinde Aşkın’ın yaşamı da -yazarın anlatımıyla- belki de başlıyor. 

Ana karakterimiz Aşkın’ın omzuna konan bir papağanla başlıyor tüm olaylar. Fakat Bengi ülkede hiçbir hayvan başıboş dolaşamaz, her şeyin bir sahibi vardır. Jako’nun gelişi bir tesadüf mü yoksa bilerek mi gönderilmişti? Kaminvirüs de neydi? Niçin Aşkın’ın babası, 12. Gökada’da uyur bir vaziyette tutuluyordu? 

Bu soruların cevaplarını her şeyden önce mekânlarda bilinçli olarak yapılan değişikliklerde aramanın ne kadar doğru olduğunu düşünen yazar hikâyesine de zannımca mekânları anlatarak başlıyor. Başsitekent‘te oturan Lara, Aşkın ve aileleri ile terk edilmiş evlerin yer aldığı Rabutepe. Başsitekent oluşturulurken Rabutepe’deki insanlar evlerinden bir çeşit kandırmayla çıkarılmış: Başsitekent’te onları bekleyen yepyeni bir yaşam olacaktı. Mekân olarak bakıldığında içinde bulunduğumuz Türkiye’nin kentsel dönüşüm projelerini andıran iki ana yapı çıkıyor karşımıza. Birincisi Aşkın’ın babası Kayra Baba’nın atalarının yaşadığı, çocukluk anılarının burada geçtiği Rabutepe; ikincisi semtlerini birbirine bağlayan yapay ağaçların ve tabii ki –burası şaşırtıcı(!)- devasa binaların bulunduğu fazla söze ne hacet yaşadığımız mega kentlere benzeyen Başsitekent. Mekânların insan yaşamındaki önemini bir kez daha karşımıza çıkarıyor yazar böylece. İnsan yaşadığı, büyüdüğü, çocukluluğunun geçtiği yerlerden, sokaklardan kopamıyor, oraların değişimi ve belki de hızlı değişimi insanın yaşama ve insana karşı umudunu da yerle bir edebiliyor. Çünkü mekânlar değiştikçe aslında değişen yaşam oluyor. Değişen yaşama karşı da insan da bir dönüşüme uğruyor. İşte Aşkın’ın annesi Belle Anne böyle bir dönüşüme uğraşmış, babası Kayra Baba ise Rabutepe’deki hatıralarıyla yaşayan ve fırsat buldukça oğluyla oraya yürüyüşe giden dolayısıyla da mekânlarla birlikte gelen dönüşümü reddeden biri. 

Belle Anne hırslı, emirlere uyan, sürekli çalışan ama daha çok para için çalışan biri olduğu için Gizmenlerin yanında yer alıyor çünkü biliyor ki Gizmenler onun önünü açacaktı. Parayı ve parayla gelen ayrıcalıkları seven biri için Gizmenlerin çıkarlarının yanında olmak, neye hizmet ettiğini bilmeden çalışmak olağan bir tercihti belki de. Fakat kocası Kayra Baba Özgecillerin yanındaydı. Başka insanların iyiliği için çalışan, parayı kendisine zemin edinmemiş Özgeciller. Karşımıza iki grup çıktı: Burası Bengi Ülke. İki grup: 1. Bölek Partisini kuran Gizmenler ile 2. Bölek Partisini kuran Özgeciller. Einstein’ın dünyada iki tür insan olduğunu söylemesi gibi: İyi insanlar ve kötü insanlar. Bu kadar sert bir ayrım, ütopik olsa da gerçek payı yok değil. Fakat yazarın bu sert ayrımı söylem olarak da yer yer bazı cümlelerde de karşımıza çıkıyor: 

“Eskiyi yıkmadan yeniyi kuramazdın. (syf. 9)”

“İlerleyen teknolojinin sunduğu olanaklar, bu olanaklara sahip olmak için gereken para ve güç, insanları birbirinden uzaklaştırmıştı. (syf. 55)”
“Akıllı davranmak, onlara zenginlik ve lüks sunacaktı. Bu dünyada başka ne istenebilirdi? (syf. 64)”

Bengi ülkenin kuralları, bu kurallara uyulmanın ciddi zorunluluğu vardı ve asla hiç kimsenin gizlenebileceği bir yer yoktu. Her şey kayıt altına alınıyordu. Evinizde beslediğiniz hayvanlar dâhil. Bu kuralları öğrenemeyen bir çocuğa, kurallar yatılı bir okulda öğretiliyordu. Böylesine özgürlüklerin olmadığı, her şeyin devlet denetiminde olduğu bir ülkedeki bu iki grubun bu kadar sert hatlarla ayrılması da olağan görülebilir. 

Başta sorduğum tüm soruların cevaplarını kitapta bulabileceğimiz gibi, bu hikâyede asıl dikkate değer husus, satır aralarında ve olayla ilintili olarak yapılan tespitlerdi. Yaşadığımız hayatlar üzerine düşünmemizi sağlayan ve çocuklara da yol açan ama yolu direk göstermeyen, tercih yapmalarını bekleyen yazarın bu hikâyesinin devamını beklediğimi söylemeden edemeyeceğim.

 BirGün Gazetesi Kitap Eki, 1 Ağustos 2014


Jako Olayı Yaratıcı Okuma Atölyesi 
Sevda Müjgan'ın liderliğinde gerçekleştirilmektedir.

© sevdamujganyuksel 2017  - Her hakkı saklıdır.