create your own website




Her Çocuğun Bir Öyküsü Vardır ya da  “KAHRAMAN BENİM”

Münevver Oğan

Duyarlı öğretmenlerin pek çoğu, öğrencilerini konuşmaya ve yazmaya özendirir. Onlardan yarım bırakılmış bir öyküyü tamamlamalarını, somut bir sözcük verip bundan soyutlamalar yapmalarını ister. Eğitimde dramayı, tiyatro oyununu, grup çalışmalarını vb. kullanır.

Bazı öğretmenler, öğrencilerini bir vadi kıyısına götürüp doğanın sesiyle baş başa bırakır ve onların anlam evrenlerine doğadan yepyeni kavramların girmesini sağlar. Hatta güneşin doğuşunu ve batışını, doğal bir afetin bireyi etkileyişini ya da “sevgi, dostluk, kardeşlik, paylaşma” gibi kavramlarla ilgili beyin fırtınası yaptırır. Daha sonra çocuklara yaşayıp izlediklerini söze ve yazıya dönüştürmesini önerir. Türkçemizin söz varlığı, işlekliği ve zenginliği bu duyarlı öğretmenlerle öğrencilere kazandırılır.

Sevda Müjgan, hem çok iyi bir öğretmen hem de çocukların dünyasına girmeyi başaran yazarlardan biridir ve Kahraman Benim adlı kitabın kahramanı Duru Öğretmene özlediğimiz çalışmaları yaptırtır. 

Yazarın Revenge Adlı Çiçek romanını çocuk okurları çok beğenmişti. Çocuklar, Kahraman Benim adlı yapıttaki öyküleri de beğeniyle okuyacaklardır; çünkü bu öyküler onlara, genellikle zor gelen “yazma” ile “konuşma” eylemini bir oyun ve eğlenceye dönüştürmüş. 

Nasıl mı? 

Öykünün kahramanı Duru Öğretmen, sınıfta, öğrencilerle iletişim kurar ve çocukların beden dillerini okur. Örneğin böyle bir duyarlılık sürecinde dersi kesip onların hazır bulunuşluklarına kulak verir.

Kitap, hem on yaşından başlanarak ilköğretim çağındaki çocuklara hem de öğretmenlere önerilir.

"Öğretmenim!" 
Genç öğretmen, yazı tahtasının önünde bir tümcenin öğelerini buluyordu. Duyduğu sesle sınıfa döndü. Sesin sahibini aradı. Onu izleyen 24 çocuğun karşısında bunu anlamak zordu. Öğrenci yineledi: "Öğretmenim, ben sıkıldım."
Orta sıralardan bir kız ayağa kalkmıştı. Duru Öğretmen gülümsedi: "Öyle mi Başak?" 
"Evet."
"Tümcenin öğelerini…"
Öğrenci, öğretmenin sözünü kesti: "Biraz da oyun oynasak!"
(…) 
Sınıf, birden gürültüye boğuldu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Oyun oynamak düşüncesi çocukları heyecanlandırmıştı. 

"Sessiz film oynayalım." 
"Birdirbir oynayalım." 
"Şarkı söyleyelim." 
"Fıkra anlatalım." 
(…)

Bu alıntılardan da anlaşılabileceği gibi, Duru Öğretmen demokratik bir sınıf ortamı oluşturmuş ve öğrencilerinin isteklerine duyarsız kalmamıştır. Her iyi eğitimcinin bildiği “hazır bulunuşluk durumu” sağlanmadan eğitim ve öğretim gerçekleştirilemez çünkü. Bu yüzden, Duru Öğretmen derse ara verme konusunda bir sakınca görmez. Dahası o da çocuklarla kurduğu eş duyumun gereği bu öneriyi benimser ve onlara katılır.

Öğretmen araya girdi: "Ben de bir öneride bulunabilir miyim çocuklar?" 
Başak hâlâ ayaktaydı: "Bulunun öğretmenim." dedi. 
"Oyunumuzun adı: Bu Öykünün Kahramanı Benim" (s.8). 

Çocukların, “Oyunu bize öğretir misiniz?” önerisi üzerine Duru Öğretmen: "Diyelim ki elimizde bir kitap var. Adı: Ben de Bu kitabın kahramanlarımdan biriyim ama içinde hiçbir öykü yok." 

Başak anlamıştı oyunu. Gülümsedi: "Öyküleri biz mi yazacağız?" 

"Sizler anlatacaksınız, ben yazacağım. (…) Öyküler 7/A sınıfının ortak ürünü olacak. (…) Uydurabilirsiniz. Yaşananları yaşanmasını istediğiniz gibi anlatabilirsiniz. Sizi nasıl mutlu edecekse öyle. Hatta arkadaşlarınızın öykülerine bile girebilirsiniz(s.9).”

Yirmi dört kişilik sınıftan sekiz çocuğun anlattığı öykülerin adları şöyledir: “Ğ Harfi, Annem Beni Hiç Anlamıyor, Kahkaha Dolu Bir Sabah, Rıfkı’yla Bizim Hikâyemiz, Başak’ın Özür Dilemesi Gerekiyor, Sinema Sevgisi, Bir Sevgili Düşü”

Çocukların dilinden “aşk, çocukta özbenlik duygusu ve aile içi çatışma, düşler ve kaygılar, çocuk-hayvan dostluğu, verdiği sözü tutmama, eğitimde şiddet kullanımı, hayaller ve gerçekler”öykülerin temel izleklerini oluşturmuştur.

Her bir öykünün bitiminde öğrencilerden biri söz alır, öykünün akışıyla ilgili eleştirisini yapar ve öğretmenleri de bu sürece katılır. Ardından bir sonraki öykünün adı veya kahramanı önerilir. Bu bölüm, kitapta bitişik yazıyla yazılır ve çerçeve içinde belirtilir. Böyle geçiş sayfaları öykülerden ayrılmış olur ama aynı zamanda öykülerle de köprü kurar.

Öykünün “geçiş sayfaları” Türkçe öğretiminin ve eğitiminin en önemli koşullarından olan “konuşma eğitimi, sınıf yönetimi, etkin öğretim ve çocuklarla iletişim” açısından olumlu örnekler oluşturacak metinlerdir. 

Sevda Müjgan, kitabının geçiş bölümlerinde “çocuk aşkı”, “aile içi çatışma ve çocuk”, “konuşma-yazma cesareti”, “iletişim- iletişimde doğru sözcük seçmenin önemi”, “özür dileyebilme”, “eğitimde şiddet” ve “düş kırıklığı” üzerinde durur ama bu duruş elbette ki “parmak sallayan ve öğreten” bir davranışla değildir. Tam aksine öykü türünün gerektirdiği kurmaca içinde, izleklerle örüntüleyerek ve dilin olanaklarıyla yapar bunu.

Arı duru bir Türkçeyle yazılan öykülerden oluşan bu kitap hem on yaşından başlanarak ilköğretim çağındaki çocuklara hem de öğretmenlere önerilir. Çocukların sağlıklı iletişimler kurması, konuşması, yazması, düşünmesi ve çıkarımlar yapması arzulanan bir olgudur. Bütün bunların yazınsal bir metin odağında yaparak ve yaşayarak kazandırılması ise eğitimde düşlediklerimizden birinin gerçekleştirilmesi anlamına gelir.

Yazarın çocuklar için kaleme aldığı bu kitaptaki biçim ve içerik özgündür, yenilikçidir. Yapıttaki “öykü”lerle çerçeve içine alınmış “geçiş”ler birbirini desteklemekte, akıcılığı daha da artırmaktadır. 

Sevda Müjgan, Duru Öğretmen aracılığıyla öğrencilerini yazmanın büyülü evrenine çekiyor; hem de deneysel bir oyunla öğrencileri heyecanlandırarak ve düşündürerek. Bu oyunun sonunda bütün kahramanlar kazanır; çünkü onların eli kalem tutmaktadır. Özcesi, yaşamın penceresi öykünün penceresini selamlamıştır.

Konuşmanın ve yazmanın zorluğu, sınıfta oynanan bir oyunla ortadan kalkabilirmiş meğer! Öğrencilerin yazma sürecine katıldığı öykülerden oluşmuştur Kahraman Benim. 

Kahraman Benim kitabının kapağında (10 yaş+) yazıyor. Kitapta öykülerini anlatan çocukların bazıları beş bazıları yedinci sınıf öğrencisidir. Belki bu yapıtı okuduktan sonra tıpkı kitaptaki gibi yazmanın büyülü evrenine girmek isteyen öğrenciler de olacaktır.

Cumhuriyet Gazetesi, Kitap Eki, sayı 1141, 29 Aralık 2011 





Çocuklar Kahkaha Dolu Sabahlara Uyansın Diye

Şükran Şahin - Sevda Müjgan

Ressam ve Sanat Eğitimcisi Şükran Şahin, “Savaşta ve Barışta Çocukluk” adlı sergisinin afişini elektronik postayla bana gönderdiğinde bu çocukların hepsinin öyküsü yazılır diye düşündüğümü anımsıyorum. Bu çocukların hepsi birer öykü. Ben o çocukların öykülerini yazmadım; ancak yazdığım öyküler o çocuklarla yıllar sonra “Kahraman Benim”de buluştu.  
                                                                                        
“Kahraman Benim” (Yeni Umut Yayınları, 2011) okurlarla buluşan son kitabım. Bu kitabın, önceki kitaplarımdan farklı gelişen serüvenini konuşmak üzere Şükran Şahin’in evinin kapısını çalıyorum. Beni resimle iç içe geçen bir yaşamın bütün izlerini görebildiğim bir salonda konuk ediyor. Duvarda asılı iki resmin çağrısını hemen duyuyorum; çünkü kitabımın kapağında yer alan “Savaşta ve Barışta Çocukluk” adlı resimle aynı temayı taşıyorlar: savaş, barış ve çocuk. Soruyorum:

Sevda Müjgan: Niçin savaş, barış ve çocuk?

Şükran Şahin: Bugün dünyada savaşın hüküm sürdüğü en az yirmi ülke sayabiliriz. Bu çatışmalarda en çok mağdur olan ise çocuklar. Hem bir anne hem bir öğretmen hem de bir sanatçı olarak bu, beni çok etkiliyor. Biz biliyoruz ki barışın çocuklarının yüzü geleceğe dönüktür, aydınlık ve mutlu bir dünya kurabilirler. Oysa savaşın çocukları… Bu nedenle beş altı yıldır karşılaştırmalı olarak savaşta ve barışta çocukları çiziyorum. Dünyadaki bütün çocuklara bakışım aynıdır. Türk, Fransız ya da Nijeryalı diye ayırmam; ancak önümde, yanımda oldukları için kendi öğrencilerimin portrelerinden yola çıktım. En iyi bildiğim çocuklar, doğal olarak kendi öğrencilerimdi. Onların en çok mutlu oldukları, o sahici anları belleğime kaydettim, kaydettiklerimi tuvallere aktardım. Ben sanata öyle bakıyorum, en iyi bildiklerimi herkese anlatmak istiyorum. Beni yaşadıklarım, tanık olduklarım, dünyada olup bitenler ilgilendirir. Gönlüm dünyadaki bütün çocukların eşit olmasını istiyor. Sizin de gönlünüzden geçen bu değil mi? Keşke çatışmalar olmasa da ben yalnızca barışın çocuklarını yapsam…

Sevda Müjgan: Sizin resminiz, benim öykülerim mutlu ve güzel bir buluşmayla “Kahraman Benim”de bir araya geldiler. Dersten sıkıldım, oyun oynayalım diyen bir öğrencisine kulak veren Duru öğretmen, öğrencilerini “Kahraman Benim” oyununa çağırır. Böylece anılarını anlatmaya başlayan öğrenciler de aslında benim öğrencilerimden izler taşıyor. Sözgelimi “Rıfkı’yla Bizim Hikâyemiz”, öğrencim Baran’ın civcivi Rıfkı’yla dostluğundan esinlenilerek yazıldı. Baran da canlıların birbirlerini öldürmedikleri bir dünya özlüyordu. Benim de özlemim bu. Çocuğa en çok yaraşan barıştır. 

Şükran Şahin: Bence bu buluşma sürpriz değil. Hayata aynı bakan insanların benzer konulara yönelmeleri doğal. Seninle epeydir tanışıyoruz, insana dair güzel işler yapıyorsun. Sen sözel olarak, ben görsel olarak benzer mesajların ardına düşmüşüz. Barışın sesini yükseltmek, savaşın sesini azaltmak, yok etmek istemişiz. Planlamadan ortaya koyduğumuz bu projeyle daha çok çocuğa ulaşacak olmamız olağanüstü güzel. Çocuklar, biz öğretmenleri besliyor, güdülüyor. 34 yıldır sanat eğitimcisiyim, emekli olamamamın nedenlerinden biri de bu. O samimi gülüşlerin, sahici davranışların büyüsü altındayım.        

Sevda Müjgan: Ben yazmaya çocuk edebiyatıyla başlamadım. Yalnızca çocuklar için yazmadım, bundan sonrasında da yalnızca çocuklar için yazmayacağım. İlk çocuk romanım “Revenge Adlı Çiçek” kendiliğinden çıktı ortaya. Arkasından “Kahraman Benim.” Bu, öğretmenliğin bana sunduğu bir armağan sanırım. “Rıfkı’yla Bizim Hikâyemiz”i yazdığımda, bir dershanede çalışıyordum. Öyküyü fotokopiyle çoğaltıp dağıtmıştım öğrencilere. Baran da, o dershanenin öğrencilerinden biriydi zaten. Bir yıl sonra yine aynı dershanede fotokopiyle çoğalttığım o öyküyü dağıttığım öğrencilerden biri, Başak, bana: “Ben o öyküyü yanımdan hiç ayırmıyorum. Hâlâ çantamda.” dedi. Öyküleştirdiğim Başak’ın anısı olmadığı halde, bu güzel kızımız öyküye dünyasında böylesine güzel bir yer açmıştı. Bu, bence en güzel ödül. Ben de öğrencilerimle güzelleştim. Sizin dediğiniz gibi bir büyü belki de bu.

Şükran Şahin: Benim öğretmenlerim, yaşamımda çok belirleyici oldular. Hayata hâlâ bu kadar meraklı gözlerle bakan ve koşuşturup duran bir insansam bunu öğretmenlerime borçluyum. Sözgelimi orta okuldaki Türkçe öğretmenim Dursun Koca’yı 42-43 yıl sonra Fethiye’de buldum ve “Size teşekkür etmeye geldim. Başarılarımda sizin katkınız büyük.” dedim ona. Bana: “Ben de sizin gibi istekli, heyecanlı öğrencilerle motive oluyordum.” dedi. Öğretmenlerin enerjileri öğrencilerine, öğrencilerinki öğretmenlerine geçiyor. “Bu çocuktan adam olmaz.” diye bir şey yok. Mücadele… Hep mücadele…

Sevda Müjgan: Hepmücadele… Karamsarlıktan, umutsuzluktan uzak hep mücadele… Siz savaşta ve barışta değil, yalnızca barışta çocuklar resmedin. Savaşta çocuklar olmasın. Savaş olmasın. Yaşama olumlu, iyimser gözlerle bakmayı önemsiyorum. Çocukların acıları, sıkıntıları var. Bunlar yazdıklarımızda, resmettiklerimizde elbette yer bulacak; ancak çocuğun gücünü kıracak, olumsuz biçimde değil. Çocuk, olumsuzlukların farkında olsun; ancak onların mücadele edilebilir olduğunu da görsün, o gücü kendisinde hissetsin. Benim öykülerle yapmak istediğim bu. Vermeye çalıştığım mesaj bu. “Kahraman Benim” de yer alan öykülerden birinin adı “Kahkaha Dolu Bir Sabah”. Dilşâd’ın anne ve babasının işe gittiği bir sabah, abla kahvaltı hazırlıyor. Dilşâd, rüyasında annesinin öldüğünü görmüştür. Gördüğü bu kötü düşün etkisi altındadır. Çocuklar ne ister? Aileleriyle birlikte kahkaha dolu sabahlara uyanmak… Çocuklarımız böyle bir dünyada yaşamak istiyor.  

Şükran Şahin: Söz yine barışa geldi.Dünyadaki bütün çocukların senin öykülerindeki, benim resimlerimdeki gibi, özlediğimiz gibi mutlu ve güler yüzlü olduklarını görebilmeyi çok isterdim. Dünyada barışı görmeden gözlerimin kapanmamasını, barışı yaşayabilmeyi dilerdim. 

Öğretmen Dünyası, Mayıs 2011       




Kahraman Benim

Aysel Korkut





Duru Öğretmen’in sınıfındaki öğrenciler çok şanslılar. Çünkü onların, kendilerini dinleyen, dinlemekle kalmayıp anlattıklarını satır satır yazan ve bir de yazdıklarını kitaplaştıran bir öğretmenleri var. Kitabın adı "Kahraman Benim".

Kahraman Benim, Sevda Müjgan’ın 10 yaş ve üstü çocuklar için yazdığı bir güzel kitap. Yeni Umut Yayınları tarafından basılmış.

"Ğ” Harfi isimli ilk aşk öyküsünde, sevginin insanda yarattığı değişime tanık oluyoruz. Annem Beni Hiç Anlamıyor isimli öyküde, çevresi tarafından anlaşılmamanın sıkıntılarıyla engellenmenin yarattığı yanlışlıklar ele alınıyor. Kahkaha Dolu Bir Sabah, rüyasında annesinin öldüğünü gören Dilşad’ın, bir önceki anlatıcı arkadaşının öyküsüne tepki olarak anlattığı bir kısa öykü var. Ana kahramanlarından birisinin minik bir civciv olduğu Rıfkı’yla Bizim Hikâyemiz’de kedilerin civcivleri kapmadığı bir dünyanın özlemini Baran’la birlikte siz de duyuyorsunuz. Ancak bu hikâyeye burun kıvıranlar var. Rıfkı’nın bir yıldızının olabileceğine inanmak istemeyen Özkan, kaba tavırlar içine giriyor. Onun kırıcı yaklaşımı, Başak’ın anlattığı Başak’ın Özür Dilemesi Gerekiyor isimli öyküyü doğuruyor. Bu öyküde, küçük Yalçın’ın, yediği şeftalinin çekirdeğini güneşlenmekte oldukları kumsala gömen genç kızla çatışması yer alıyor. Ve bu öyküyü bence asıl yetişkinler okumalı.

Kitabın altıncı öyküsü olan Sinema Sevgisi’nde, Sinema Kulübü rehber öğretmeniyle araları iyi olmadığı için, onun, öğrencilerin ahlaklarını bozacak filmler izlettireceğine inanan ve öğrencilerine sinema gösterimlerine gitme yasağı koyan bir yasakçı öğretmenin yasağının delinişi ve öğrencilerin yüreklerinde büyüyen sinema sevgisi anlatılıyor. Son öykü, Duru Öğretmen’in öyküsü. İsmi Bir Sevgili Düşü... Bu öykü hakkında bir yorum yapmayacağım, sürpriz olsun. 

Söz konusu bu kitabı yetişkinlerin de mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum. Sevda Müjgan’ın eline, yüreğine, kalemine sağlık.




"Kahraman Benim" adlı kitapta yer alan "Rıfkı'yla Bizim Hikayemiz" öyküsünün Yaratıcı Okuma Atölyesi Sevda Müjgan'ın liderliğinde gerçekleştirilmektedir.

© sevdamujganyuksel 2017  - Her hakkı saklıdır.