make a website for free

Ankara Kitap Fuarları

Romeo ve Juliet'te Kadın ve Aşk  

Giriş

Shakespeare’nin ölümünün üzerinden dört yüzyıl geçti ancak yazarın ardında bıraktığı yapıtlardan okuru/izleyicisi hiçbir zaman geçmedi. Bu yazıda o yapıtlardan biri (Romeo ve Juliet) üzerinden aşka ve kadına bakış irdelenerek “Juliet neden öldü?” sorusuna yanıt aranacaktır.

Romeo Kimdir?

Romeo, Elizabeth Çağı’nda (1) Verona’da yaşayan soylu Montague ailesinin oğludur. Uzaktan nazik görünen aşka düşüp onun ne denli acımasız ve kaba olduğunu öğrendiğinden beri dertlidir, kederlidir. “Böyledir çilesi aşkın/Taş gibi oturmuş bağrıma acılarım.” (s. 25) Romeo’nun gönlünü kaptırdığı güzel Rosaline, sevmemeye, kız kalmaya adeta ant içmiştir. Arkadaşı Benvolıo, aşkın ağır yükü altında batan Romeo’ya hayata geçirildiği zaman ne kadar yerinde olduğu ortaya çıkacak bir öğüt verir: “Yeni bir ateş söndürür başkasının yaktığını/Yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı” (s. 30) 

Yine Verona’da yaşayan soylu ailelerden Capulet ailesi, evlerini ve konukseverliklerini herkese açtıkları her zamanki şölenlerinden birini verir. Romeo, bu şölene katılacak kişiler arasında Rosaline’nin de adının geçtiğini öğrenince şölen Montague ailesine kapalı da olsa (Capulet ve Montague aileleri arasında uzun yıllardır süren bir kavga söz konusudur.) içeriye girmekten kendisini alamaz.

Juliet Kimdir?

Juliet, soylu Capulet ailesinin tek çocuğudur. Henüz 13 yaşındadır. Ondan daha genç kızların mutlu anneler olması, Juliet’in yazgısını belirler. Verona prensinin akrabası genç bir kont, Paris, genç kızla evlenmek ister.

Juliet’in babası Capulet, önce kızının gelinlik çağa geldi denilebilmesi için iki yazın daha geçmesi gerektiğini söyler. Ancak düşünceleri yumuşamakta gecikmez: “Ona kur yap nazik Paris, gönlünü kazanmaya çalış/Dileğim, onun isteğinin bir parçasıdır ancak/Kabul ederse kızım, onun seçme sınırları içindedir/Benim onayım ve destekleyici oyum” s.( 29)

Görüldüğü gibi babanın yaklaşımı buraya kadar oldukça olumludur. Kararı kızına bırakmış görünür. Ancak bu görüntünün arkasında Juliet’in ailesine itaat etmek üzere yetiştirilmiş olduğu gerçeği yattığını anımsamakta yarar vardır. Juliet’in anne babasının isteğine karşı gelme aptallığında bulunmayacağı, onların verecekleri kararlara güveneceği varsayılır. Capulet’in sözleri de bu varsayımı destekler niteliktedir: “Kont Paris, kızımın sevgisi konusunda/Şimdiden söz verebilirim size/Her konuda olduğu gibi bunda da/Sözümden çıkacağını sanmıyorum.” (s.108) 

Juliet’e evlenme konusunda ne düşündüğünü sormak annesine düşer. Genç kızın yanıtı çok açıktır: “Hiç düşünmediğim bir onurdur evlenmek.” (s.36) Juliet’in evlenmeyi onur olarak nitelendirmesi geleceğini nasıl biçimlendirdiğinin göstergesidir. Lady Capulet, Verona’da kızından küçük hanımların anne olduğunu anımsatarak kızının evlenmeyi düşünmesinin zamanı geldiğine vurgu yapar, ağzını arar: “Yiğit Paris, aşkını diler senin.” (36) Anne-babasının kendisine uygun bulduğu eş adayına Juliet de karşı çıkmaz: “Sevmek için bakarım, bakmak sevgiyi getirirse.” (s.37)

Bakmak, sevgiyi getirmezse ne olacaktır? 

Şölen gecesi Paris, Juliet’in gönlünü kazanmayı umarken genç kız onu bir öpücükle (tatlı bir dürtüyle işlenen bir günahla) Romeo’ya kaptırır. Delikanlı da Juliet karşısında gönlünün o güne kadar hiç sevip sevmediğinden kuşkuya düşer. Karşısında bütün meşalelere parıldamayı öğreten gerçek bir güzellik, dünyaya fazla gelen değerli bir taş vardır. Durumu en iyi arkadaşı Mercutıo’nun sözleri özetler: “Romeo! Uçarı gönül! Çılgın! Tutkun! Âşık!” (s.53) Aşk, doğası gereği uçarıdır, çılgındır, tutkundur. Oysa Romeo’nun ve Juliet’in birbirleri için uygun birer eş olmaları söz konusu değildir. Onlar uzun zamandır kavgalı iki ailenin çocuklarıdır. Öyle ki bu, Verona Prensinin “(…) Barış ve dirliğin düşmanları /(…) Bastırmak için uğursuz kininizi/ Bir daha bozarsanız sokaklarımızın barışını siz/ Bunun bedelini canlarınızla ödersiniz!” (s. 21) diye gözdağı verdiği, halkın “Kahrolsun Capuletler, kahrolsun Montagueler!” (s.20) diye yaka silktiği bir anlaşmazlıktır. Yine de Juliet, “biricik sevgisinin biricik nefretinden doğduğunu” (s.51) fark ettiğinde bunu “harika” diye niteler. Romeo ise aşkına karşılık alamadığı bir sevgili (Rosaline) uğruna ölmeyi göze alabilecek kadar acı çekerken karşısına çıkan Juliet’in yanında düşmanı bile olsa yeniden yaşam bulduğunu düşünür: “Düşmanıma borçluyum demek ki yaşamımı.”(S. 49) Bu durum rahibin gözünden kaçmaz: “Gençlerin sevgisi yüreklerinde değil de gözlerindeymiş demek.” (s. 66) Delikanlı yeniden sever, bu kez sevilir de. Eski sevdası ölüm döşeğindedir, yeni sevgisi ise mirasçısı olmayı beklemektedir. 

Aşkın Sonunda Ne Var?

Romeo, yaşamına girdikten sonra genç kız gerçek aşkı bulduğuna inanır. Oysa arkasından kapılacağı kuşkular, beraberinde gelecek korkular ve düşeceği çaresizlik onu yaşamına son vermeye götürecek yola sokar. İlk kuşkusu, kitabına uydurup kendisini öpen Romeo’nun onu kolayca elde edilmiş bir kız olarak görüp görmediğidir. Delikanlının karşısında kaşlarını çatıp naz yapmaması, onun ayaklarına kapanmasını beklememesi Juliet’i hoppa bir kız durumuna mı düşürmüştür? Romeo’nun Rosaline’nin aşkın çocukça oklarından etkilenmemesini “iffetten bir zırh ile korunup silahlanması”na (s.27) bağladığı, onun hakkında “çok güzel, çok akıllı, çok akılıca güzel” (s.27) diye düşündüğü göz önüne alınırsa Juliet’in kuşkusu yersiz görünmeyebilir. Genç kıza göre ise hafiflik olarak görülebilecek bu tutumunun arkasında yatan, Romeo’ya duyduğu çılgınca aşktır. Delikanlının bunu ayırt edebileceğini umar ve yanılmaz.

Bu kuşkunun günümüzde de pek çok genç kıza yabancı olup olmadığını düşündüğümüzde Shakespeare’in “değişmez” olanı çağlar sonrasına iletmekteki başarısını mı alkışlamalıyız, yoksa çağların yenemediği değişmez olanı mı sorgulamalıyız? Yazarın böyle bir sorgulamaya kapı aralamayı düşünüp düşünmediğini tartışmayı konu dışı görerek yapıtın araladığı kapıdan hoppa/iffetli kavramları üzerine herkes kendi doğrusunca gidebilir diyerek yeniden Juliet’e dönelim. 

Juliet’in kuşkusunun ardından kapıldığı duygu, korku olur. Romeo’nun aşkının eğilimi saygıdeğer bir eğilim midir yoksa niyeti kötü müdür? Saygıdeğer eğilime karşılık gelen evliliktir. Dolayısıyla Juliet, Romeo’dan evlilik töreninin nerede, saat kaçta yapılacağını öğrenmek isteyecektir. Kötü niyet ise körpe Juliet’i tavlamak, ahmaklar cehennemine göndermektir. Bu kibar ve soylu kıza yapılabilecek en büyük kötülük, erkekliğe yakışmayacak en büyük ahlaksızlık onu aldatmaktır. Juliet’in korkularının arkasında yatan anlayışı dadısı çok güzel bir biçimde dile getirir: “Erkeklerde inanç, bağlılık, dürüstlük arama/ Hepsi yalancı, kötü, hepsi içten pazarlıklı.” (s. 97)

Günümüzde erkeklerin aşklarını evliliğe varacak bir yol olarak gördüğünde ancak saygıdeğer kabul eden kızlar hâlâ var mıdır? Başka bir söyleyişle evlilik, kızlar için güvence midir? Yalancı, kötü, içten pazarlıklı erkeklerin kendilerini tavlama olasılığına karşı uyanık olmak zorunda mıdırlar? Soruların yanıtları içinde ve göreceli oldukları için yeniden Juliet’e dönülebilir.

Genç kız korktuğuna uğramaz. Romeo, “saygıdeğer, kibar, iyi yürekli, yakışıklı, erdemli bir beyzade” (s.81) dir, Juliet’i karısı yapmak için kiliseye çağırır. 

Her konuda babasının sözünden çıkmayan Juliet, onun karşı çıkacağını bildiği bir birlikteliğe adım atarken her şeyi (bu arada ölümü de) göze almıştır diyebilir miyiz? Kuşkusuz gerçek aşk, ölümün bile üzerinde bir duygu olarak saygıyla karşılanmalıdır. Yine de aşkın ölümün değil yaşamın ardında olduğuna kuşku yoktur. Ancak Romeo’nun iki aile arasındaki düşmanlığın yol açtığı bir kavga sırasında Juliet’ın kuzenini (Tybalt) öldürmesi, Verona Prensi’nin, delikanlıyı sürgüne göndermesine yol açar. Bu, iki gencin aşkını ne yazık ki yaşamdan uzaklaştırıp ölümün ardına takacak bir durumdur; Juliet’in gözünden yaşlar yağmur olur boşanır, fıskiye olur çağlar.

Bu noktada şiddeti adeta yaşamın bir parçası haline getiren anlayışa da dikkat edilmelidir. Prensin akrabası Mercutıo’nun Montaque’nin yeğeni Benvolıo’ya söylediği şu sözler bu anlayışı onaylar niteliktedir: “Sen de İtalya’daki herkes gibi ateşlisin. Çabucak kızarsın, kızınca da çabucak kendini kaybedersin.” (s.84) Benvolıo da arkadaşı hakkında farklı düşünmez: “Senin gibi iki kişi bir araya gelse az sonra ortada kimsecikler kalmaz, çünkü birbirini öldürürler. (…) Yumurta nasıl besinle doluysa senin de kafan öyle kavgayla dolu.” (s. 84-85) 
Verona Prensi tam da bu nedenle sokaklarda kavga edilmesini yasaklamıştır. Ancak yine de yiğitlik kavramı kavgayı da içinde barındırmayı sürdürür; kavgadan kaçılmaz. Erkekseler kılıçlar çekilecektir. 

Capulet, sevgi konusunda sözünden çıkmayacağını sandığı kızının “Evlenmek niyetinde değilim daha.” yanıtına anlam veremez: “Biz değersiz kızımıza/öylesine soylu bir koca seçtik, mutlu saymıyor mu kendisini?” (s. 116) Kızının, kuzeninin arkasından döktüğünü sandığı gözyaşlarını tehlikeli bulduğu için onu bir an önce evlendirerek kedere kapılmasını da engelleyeceğini düşünür. Oysa olaylar düşündüğü gibi gelişmeyince başta evlenme kararını kızına bırakan baba, bu kez tam tersi bir tutum sergilemekten kaçınmaz: “Bu perşembe Paris’le birlikte/Sen Piyer kilisesine gitmek için çekidüzen ver kendine./Yoksa seni oraya sedyeyle sürüklerim./ Defol karşımdan pis kokmuş! Defol şımarık!/ Defol donyağı suratlı seni!/ (…) Laf istemem, cevap verme, karşılık da!/Elim kaşınıyor ha!” (s. 116-117)

Juliet, ya Paris’le evlenecektir ya da bir daha babasının yüzüne bakamayacak, onun evinde kalamayacaktır. “Kızımsan dostuma vereceğim seni/ Değilsen eğer çekil git, dilen, aç kal, geber sokaklarda/ (…) Seni asla tanımam./Benim olan şeylerden de hiç yararlanamazsın.” (s.118)

Capulet, “sulu gözlü bir budala, şımarık bir bebek” olarak gördüğü kızını aşağılar, ona karşı şiddet uygulamaktan kaçınmayacağını ima eder, evden kovacağını söyleyerek ona gözdağı verir. 

Juliet’in bu kez karşı karşıya kaldığı duygu çaresizliktir. Romeo, Tybalt’ı öldürdüğü için kentten sürülmüştür. Babası onu evden kovmuş, annesi “Ne istersen onu yap, her şey bitti aramızda.”(s.118) diyerek ona sırtını dönmüş, dadısı ise kontla evlenmesinin en iyisi olduğunu söyleyerek onun yanında olmadığını ortaya koymuştur. Romeo ve Juliet’i evlendiren Rahip Lawrence, genç kızın son umududur. “Rahibe gidip öğrenmeliyim bulacağı çareyi/Çıkar yol yoksa gücüm var benim öldürmeye kendimi.” (s.120) 

Yollar çıkmaza girdiğinde çıkar yol, ölüm mü olur?

“Henüz yabancısı olduğu bir dünya” (s.28) da kendisini birdenbire yapayalnız bulan Juliet, insanlara güvenmekte zorluk çeker. Rahibin kendisini 42 saat ölmüş göstereceğini söylediği damıtılmış şuruba kuşkuyla bakar: “Ya bu zehirse? Olur a, rahip beni daha önce/Evlendirdi diye Romeo’yla/ Bu evlenme işinde rezil olmaktan korkuyorsa?”(s.130) Yine de şurubu içtikten sonra öldüğü sanılarak ülkesi törelerince yüzü açık konulduğu tabutta rahibin haber salacağı Romeo’nun gelip kendisini götürmesi umuduna sarılmaktan başka yol bulamaz.

Paris’le evlenmektense kulenin tepesinden atlamaya razı olan Juliet’e göre kocası için lekesiz bir eş olarak kalmak her şeyden öncedir. Bu durumda kime söz söylemek düşer? Gönül Romeo ve Juliet yeniden bir araya gelsin ister. Ancak rahibin planı, Romeo’ya yazdığı mektup delikanlının eline ulaşamadığı için başarısızlığa uğrayınca Romeo, gerçekten öldüğünü sandığı Juliet’in mezarı başında canına kıyar. Kendi canına kıymadan önce mezarlıkta karşısına çıkıp onu tutuklamaya çalışan Kont Paris’i de öldürür. Böylece Juliet’in yaşamından ikisi birden (efendisi Romeo ve eş adayı Paris) bir anda çıkar. Rahibin sözleri Juliet’in karşı karşıya kaldığı son durumu en iyi biçimde özetler: “İşte kocan öldü yatıyor koynunda, Paris de öyle. Gel seni yerleştireyim manastıra kutsal rahibeler arasına.” (s. 153) Bundan sonrasında Juliet’i bekleyen kutsal rahibeler arasında geçecek bir yaşam mı olacaktır? 
 
Şimdi sorulmalıdır, 13 yaşında bir genç kızın omuzlarına taşıyabileceğinden fazlası yüklenmedi mi? Juliet gerçeği neden söyleyemedi? Genç kız, gerçeği gizleme telaşında ailesiyle arasına o iletişimsizlik duvarını örmeseydi… Zira o, bu iletişimsizliğin de kurbanı olmadı mı? 
 
Anımsayalım, annesi, Julıet’in döktüğü gözyaşlarının ardında ne olduğunu öğrenmek istemişti: “Kuzeninin ölümüne mi ağlıyorsun hâlâ?/Gözyaşlarınla mezardan çıkaramazsın ki onu.” (s.113)

Genç kız, Romeo’dan söz etmeyi aklının ucundan bile geçiremediği için annesini “Bırakın da ağlayayım doya doya/Böyle acı bir kayba” (s.113) diye yanıtlamıştı. Hatta Lady Capulet’in Tybalt’ın öcünü almak için Romeo’yu öldürtme düşüncesine bile eşlik etmişti: “Kuzenimin öcünü ben alsam keşke.” (s.113) Juliet, gerçekte kollarının erişemeyeceği bir yerde olan Romeo’ya ulaşma isteğini bu biçimde maskelemişti ancak annesinin bunu anlaması elbette olası değildi: “Sen zehrini hazır et, ben bulurum adamı.” (S.114) Ayrıca babasının Juliet’i Kont Paris’le bir an önce evlendirmek istemesinin arkasında yatan bir nedenin de kuzeninin ölümünden sonra kapıldığını sandığı kederden kızını kurtarmak olduğuna daha önce değinilmişti. 

Juliet, anne ve babasına açılabilseydi sonuç değişir miydi diye sorulabilir. Bu, bir yandan babasının Paris’le evlenmeye karşı çıkan kızına verdiği tepkiye bakılırsa zor görünür. Diğer yandan ise Romeo’nun evinde verdiği şölene katılanlar arasında olduğunu anladığında, Tybalt’ın delikanlıya haddini bildirme isteğinin önünü kesmek için söylediği sözlere bakılırsa ona yaklaşımının olumlu olduğu da ortadadır: “Ağırbaşlı bir efendi gibi davranıyor doğrusu/ Hem övünüyor tüm Verona kendisiyle/ Erdemli, saygılı, yiğit bir genç diye” (s. 46-47) Ayrıca Capuletlerin öldü sandıkları kızlarının başındaki feryatlarına kulak verildiğinde duydukları acının derinliği de kolayca anlaşılabilir. Anne: “Yavrum! Hayatım! Uyan kızım, aç gözlerini! Yoksa ben de ölürüm seninle!” (s. 134) Baba: “Ey işkence eden zaman, ne diye geldin de /Kıydın bize, neden tek huzurumuza kıydın? (…) Onunla birlikte gömüldü mutluluğum.” (s. 136) Tek evladını yitirmek bir anne baba için kuşkusuz hiç kolay değildir.

Juliet, yaşarken anne ve babasına açılacak cesareti kendisinde bulamayacak, anne ve babası gerçeği ancak onun ölüsü başında Rahip Lawrence’ın ağzından öğrenecektir. Capulet ve Montague bunun üzerine çocuklarının düşmanlıklarının zavallı kurbanları olduğunu kabul edecek, hatta Capulet “Gel kardeşim Montague, bana elini ver.” (s.159) diyerek düşmanıyla ne yazık ki evlat acısında birleşecektir. 

Sonuç

Aşk yerilmeye de baş tacı edilmeye de açık bir duygudur. Kimi zaman kaba ve hoyrattır: “Aşk duyarlı bir şey mi?/ Öyle kaba, öyle hoyrattır ki acıtır diken gibi.” (s. 39)

Kimi zaman maskaradır: “Şu zevzek aşk yok mu dilini çıkararak şaklabanlıklar yapan, değneğini sokacak delik arayan koskoca bir maskaradır.” (s.72)

Aşk/aşkı yaratan kadın güzelliği ise bir zehirdir: “Gözlerine yeni bir zehir bul ki/ Yok etsin ötekinin zehrini. (s. 30) Yine de âşıklar, sevgiliyi gördükleri bir anın sevinci uğruna başlarına gelecek her kedere hazırdır. Sevgileri onlara güç, zaman imkân verecek; büyük engellerde büyük hazzı bulacaklardır. “Aşkın isteyip de başaramadığı ne var?” (s. 57) Sevgili iyiyse hiçbir şey kötü olamaz; cennet onun yaşadığı yerdedir.

“Aşk” var olduğu sürece Shakespeare’in ölümünün üzerinden geçen zamanın “Romeo ve Juliet”i gölgeleyemeyeceği ortadadır. Elizabeth çağında yaşayanlara orta çağdan miras kalan derebeylik geleneklerine bağlı bir dünya görüşünün biçimlendirdiği “kadın gerçeği”nin değişmesi ise dileğimizdir. 



Kaynaklar
Shakespeare, William, Romeo ve Juliet, çev. Özdemir Nutku, Remzi Kitabevi, 8. Basım, İstanbul, 2002.

Urgan, Mina, Shakespeare, 1. Cilt, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1973. 

Urgan, Mina, İngiliz Edebiyat Tarihi, 1. Kitap, Yapı Kredi Yayınları, 6. Baskı, İstanbul, 2010.

Thorpe, Vanessa, Shakespeare Kadınların Hakkını mı Yedi? çev. Burak Akyunak
http://mimesisdergi.org/2013/11/shakespeare-kadinlarin-hakkini-yedi-mi

Tangün, Merih, Shakespeare, Oyunlarındaki Kadın Karakterlerini Yüceltiyor mu, Yeriyor mu? 
www.journals.istanbul.edu.tr/iutiyatro/article/view/1023011260


(1) Elizabeth Çağı: I. Elizabeth’in 1558’de tahta çıkmasıyla başlayan ve 1603’te ölümüyle sona eren, İngiltere tarihinin “altın çağı” olarak adlandırılan dönemdir. 



Sevda Müjgan Yüksel
Kurşun Kalem Dergisi, Temmuz-Ağustos 2015

© sevdamujganyuksel 2017  - Her hakkı saklıdır.